KASIM 2017

RT @gazetesozcu New York Güney Bölgesi Başsavcı Joon H. Kim da Reza Zarrab soruşturmasını başlatan Preet Bharara ile kendisi hakkın… twitter.com/i/web/status/9…

About 7 hours ago

Ay: Mayıs 2013

Suçlu sen değilsin, kaybeden biziz #aptal #kitap #okuyanus #okuyanuslanmaz #okuyanusyayinevi #ucgunlukdunyaedebiyati #edebiyat #book #books #author #literature #feyyazyigit @feyyazyigit (instagram)

“Karar ânı ipte yürüme  ânıdır aslında. Ve kim bilir kaç kere evrilip değişiyor hayatlarımız aptal saptal küçücük kararlarla. Belki de milyonlarca küçük kararın her biri başka bir geleceği, başka bir hayatı, başka mutlulukları ve başka mutsuzlukları taşıyor küçücük gövdesinde?”

Yıllar önce yazdığım bir öyküden bir alıntıyla başladım. Uzunlamasına bir seyir gösterdiğini sandığımız -bir yanıyla öyle olan- hayata bakarken, seyri oluşturan çizginin noktalardan oluştuğunu çok düşünmeyiz. Her nokta, yani her ‘ân’ aslında çizginin nereye döneceğini, nereye kıvrılıp bizi nereye götüreceğini belirlerken nasıl da sıradan zannederiz onu. Aslında iki ucunu kendimizin tuttuğu, ama tesadüf ipliğinin ilmeği sandığımız kısacık ânlardan, küçük kararlardan söz ediyorum. Geleceğimizi karnında taşıyan kocaman karınlı, doğurgan ve gebe ‘ân’lardan…

Oysa öylesine atlarız üzerinden onların. Bitimsiz sandığımız hayatımızın sıradan ânlarıdır onlar. Onlar ki bize hayatımızın sunduğu sınav sorularıdır. Hangi şıkkı işaretlediğimize bakar mıyız gerçekten? Neremizle bakarız? Hangi seçeneğin bizi nasıl bir geleceğe taşıyacağını düşünür müyüz? Aslında nereye gitmek istediğimize ve önceliğimizin ne olduğuna karar vermiş miyizdir? Başka fırsatların, başka zamanların bize geri dönme şansı tanıdığı da olur. Ama her zaman öyle midir?  O küçücük ‘ân’ın açacağı veya tıkayacağı olasılıkların ne kadarını kendimize göre değerlendiririz? Ne kadarını -küçük kayıpları göze alamadığımız için- başkaları için yaşarız. Bir tek hayatımız olduğunu ve ölümlü olduğumuzu düşünecek kadar yetişkin miyizdir o ânlarda?

O ‘ân’larda kendi ayaklarımıza bakar mıyız bizi nereye götürüyorlar diye? Ve onlar gerçekten ‘kendi’ ayaklarımız mıdır? Oysa gittiğimiz yön bizim olacaktır istesek de istemesek de. Ağzımızı açıp kaparken ve bir nefesi dilimize karıştırıp konuşurken; bir “evet” veya bir “hayır” derken hayatımızı değiştirebiliriz bazı ânlarda.

pok
Herkesi idare ederken kendi hayatımızın idaresini elimizden bıraktığımız ve sonra “başıma geldi” dediklerimiz… Kimindir ki geri kalan? Ve hatırlar mıyız ki hayat hep bir ‘geriye kalan’la hem malûl, hem mamûl, hem de taçlanmıştır.

Elbette her anımızı böyle yaşayamayız diye düşüneceksiniz. Haklısınız.

Demlerle demlediğiniz bu hayata, “Hayatım” diyerek onu size ait kılın önce.

Ardından düşünün “son” ne demek. Sonra ruhunuzun, zihninizin hiç değilse bedeninizin unutmayacağınız bir yerine asın bu düşündüğünüzü. Bunu yapın: Size aşk vadediyorum, size sizin olan bir hayat vadediyorum. Size mânâ, size coşku, size cesaret, size güç, size hayat vaat ediyorum. Yanında da hediyesi güzel bir ölüm…

 

cem mumcu, Kendine Bakma Kitabı